Atmosfer Olmasaydı Dünya’da Ne Olurdu?
İzmir’de yaşayan, 25 yaşında, arkadaş ortamında sürekli espri yapan ama içten içe her şeyi fazla düşünen biriyim. Hani o tip var ya, hep gülüyor ama kafasında “Benim yerim nerede bu evrende?” diye bir soru dönen. Bunu söyledim çünkü, “Atmosfer olmasaydı Dünya’da ne olurdu?” diye düşünürken, bu kadar derin sorunun cevabını ararken kendimi biraz dağılmış hissettim. Neyse ki, cevapları buldum (ya da bulmuş gibi yapıp yazıyorum) ve seninle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.
Beni tanıyanlar bilir, her soruya ilginç bir açıdan yaklaşırım. O yüzden hazır mısınız? Şimdi hayal edin: Atmosfer yok. Evet, doğru duydunuz. Atmosferin olmadığı bir dünya. Hadi gelin, bakalım neler olurdu!
Hayat mı? O da Ne?
Atmosferin olmadığı bir dünyada neler olur, derseniz, ilk söylemem gereken şey şu: Hayat olmaz. Bitti. Sıfır. Bütün planlar suya düşer. Çünkü atmosferin olmadığı bir dünyada, oksijen, azot, karbondioksit gibi soluduğumuz havanın temel bileşenleri yok. Bu durumda biz insanoğlu ne yapacağız? Yani, “Ben daha yeni Netflix’te dizi izlemeye başlamıştım!” falan demek, bir anlam ifade etmiyor. Çünkü atmosfer yoksa sen de yoksun, ben de yokum.
Bunu şöyle anlatayım: Sabah uyanıyorsun, güneş ışığı gözünü kamaştırıyor ama… O ışığın sana zarar vermeye başlaması da an meselesi. Çünkü atmosfer, güneş ışınlarını süzüp dünyaya zarar vermeden gelmelerini sağlıyor. Ama atmosfere veda ettik, dolayısıyla ultraviyole ışınları seni kavuruyor. Bunu bir de düşün, sürekli kırmızı-beyaz ışınlar altında kahvemi içerken… Yapabileceğim tek şey, bir plajda terli terli neyi beklediğimi bilmeden oturmak olurdu.
Sıcaklıklar: Cehennem ile Buzdan Bir Yerde Arasında Kaldık
Şimdi, atmosferin olmadığı bir dünyada havayı sadece bilimsel değil, günlük hayatımızla bağdaştırarak biraz daha ilginçleştirelim. Diyelim ki, İzmir’de bir gün güneş doğuyor (gerçi doğması da bir mesele tabii, çünkü atmosfer yok, güneş doğar mı?). Ama hadi kabul edelim, güneşin doğuşu bu sefer biraz daha zorlayıcı. Gece saat 12:00’de bile -30 dereceyi görüyoruz çünkü atmosfer geceyi ısındırmak gibi bir iyilik yapmıyor.
Ertesi sabah, güneş “Hadi bak, ben de geldim” derken, sıcaklık 200 dereceye kadar çıkıyor. Bütün gün yanmaya başlıyoruz. Bunu, kışın sabah saatlerinde çayı elime alıp pencereye doğru yaklaşarak izlediğimde bulduğum huzur gibi düşün. Ama şimdi o huzur, ciğerleri parçalayacak bir sıcaklığa dönüşüyor.
Tabii, bunun üstüne bir de hava basıncının eksikliğinden dolayı, herhangi bir suyun kaynama noktasına çok yaklaşacağını ve buharlaşacağını düşün. Senin bir bardak su içmen, sıcaklıkla mücadele ederken neredeyse tümüyle buharlaşmış olacak. Eh, demek ki su içmek de unutulacak bir şey. Kendi başıma kalırım, hallederim diyorsanız, gözlerinizi biraz daha açın. Bu dünya, bizim alıştığımız gibi olamayacak kadar sert.
Neyse, Biraz Eğlence Arayalım: Uzayda Sürükleniyoruz!
Tam da bu noktada, iç sesim devreye giriyor: “Yani, atmosferin olmadığı bir dünyada ne yapacağız? Mars’a mı göç edeceğiz?” Ama durun, orası da atmosfersiz! Yani Mars’a gitmek falan boşuna, dışarıda kalmaktan pek bir farkı yok. En iyi ihtimalle, atmosferin olmadığı dünyada sadece uzaya doğru sürüklenmiş oluruz. Hadi bakalım, uzay boşluğunda “Yav, bu işin sonu nereye varacak?” diye düşünüp, biraz daha içmeye çalışırsınız.
Tabii, atmosfer olsaydı, buradaki yaşamı sürdürmek için en azından biraz daha şansımız olurdu. Ancak atmosferin olmadığı dünyada, “Yaşam” dediğimiz şey, sadece hayalini kurduğumuz bir şey olarak kalıyor. Gerçekten de “Hayatta kalmak” diye bir şey yok, daha doğrusu hayatta kalabilmek için gereken en temel bileşenleri kaybetmişiz.
Oksijen, Canım Oksijen: Soluyamıyorum!
Şimdi şunu düşünelim: Atmosfer olmasaydı, oksijen de olmayacaktı, değil mi? O zaman oksijenin faydaları ne olacak? Kendi nefesini almak bile imkansız hale gelecek. Ama “Oksijen?” dediğinde, birileri “Hadi canım, kimse oksijen için böyle dertlenmesin!” demiş olabilir. Oksijen bir hayli pahalı bir şey. Ve sanırım birçoğumuz, her günün sonunda “Keşke bir parça oksijen alabilsem!” diye dua ederiz.
O zaman ne olacak? Hava sadece havadır, oksijen şoktur. Temel bir insanlık hakkı olan oksijen bile, sana ulaşamaz olur. Bunu başka bir yerde arayışa geçeriz. Gerçekten de, “Oksijen mi? Sen orada, ben buradayım” dediği bir dünyada yaşam zor olur. Ama böyle bir durumda başımıza neler gelir? Kafamıza sıkan oksijen eksikliğini hissetmeye başlarız ve o da çözüm olmaktan çok, korkutucu bir problem halini alır.
Sonuç Olarak…
Atmosfer olmasaydı, Dünya’daki hayat ne olurdu? Gelişen teknoloji ve “her şeyin çözülebilir olduğu” fikriyle bazen kafamıza göre rahat rahat yaşadığımızı zannederken, atmosferin olmadığı bir dünyada ne kadar savunmasız olduğumuzu fark ederiz. Kısa vadede, sıcaklık değişimleri, yaşamın temelleri olan oksijen eksikliği, suyun buharlaşması, ciddi sorunlar yaratır. Uzun vadede ise, belki de hayat bile kalmaz. Bir şekilde, daha fazla konuşacak hiçbir şey kalmaz.
Atmosfer gerçekten bir nimet. Eğer sen de bir gün “Ah, biraz daha oksijen!” diye sızlanıyorsan, belki de bir dakika durup atmosferi düşünmen gerek. Bu yazıyı yazarken, atmosferin çok değerli bir şey olduğunu daha derinden anladım. Umarım bir gün atmosferi kaybetmeyiz, çünkü kaybettiğimizde her şeyin nasıl sonlanacağına dair bir fikrimiz yok. O yüzden, bazen küçük şeylere daha çok değer vermek gerek.